Kayıtlar

film etiketine sahip yayınlar gösteriliyor
Resim
          *Miami'de Bir Gece- On Night in Miami                              Yönetmen-  Regina King  İstanbul'da Bir Gece...  Yaz... sıcak... Şikayetim yok, yazcılar sıcak sever. 😉  Blogumla karşılıklı bakışıyoruz. Uzun zamandır uğramadım yanına, hesap sorma yetkisi olsa, soracak kadar aksi bakıyor. Arka arkaya saydıracak belli, fırsat vermiyorum, hemen sohbete başlıyorum. Konu çok canım blogcum, sanat sepete odaklanınca yazmaya değer bir iş izleyene kadar bekliyorum. Nihayet beni heyecanlandıran bir film izledim, hemen çöktüm başına. Dur panikleme, çöküyorum derken lafın gelişi, yerin sağlam, kayyum ataması yapmıyorum, niyetim iyi, tozunu silkelemeye, sayfayı şenlendirmeye geldim.  Filmin adı; "Miami'de Bir Gece" Dört ikon karakter, kendileriyle hiç örtüşmeyen, ne işleri var burada dedirten, silik, sönük bir otel odasında buluşur. Bir hayli renkli, sinemaskop, ş...

"Dünyada kimse kimseyi böyle özlememiştir."

Resim
  AŞK, BÜYÜ, vs. Hayat, şu bu, vs. Çok bitik, çok boktan. Hayat geçmiyor, ya da çok hızlı geçiyor. Pandemi bitirdi hepimizi, ruh halimizi perişan etti. Piç gibi bıraktı ortada bizi. Şahı, padişahı, kraliçeyi, kralı, eve kapatan 1 gramlık virüs bizim gözümüzün yaşına bakar mı! 1 gramlık virüs şirketleri iflas ettirdi, milyonlarca insanı işsiz bıraktı, gezegenin canına okudu. Şahsım bitik, şahsım işe yaramaz, şahsımın yaka iğnesi kadar kıymeti kalmadı, şahsım ebleh biri oldu. Bön bön etrafıma bakıyorum. Okuduğum kitaptaki bir cümleyi anlamak için üç kere okuyorum, yine anlamıyorsam oturduğum yerden kalkıp etrafı silip temizliyorum. Ev cillop gibi oldu, bal dök yala. Hayatın normal aktığı zamanlarda işlerime yardımcı olan Seyhan beni bıraktı, köyüne yerleşti. O gidince iş başa düştü, bir yılda Ev İşleri Profesörü oldum. Yemek yapmada master tezi yapmak üzereyim, Sahrap Soysal'da kim oluyormuş! Getir- Götürcüler ancak benim getir götürümü yapar. Seyhancığımın yerleşecek köyü var, ben n...

" YOLUN SONUNDA MUTLAKA GÖRÜŞECEĞİZ."

Resim
                                        " NOMADLAND " FERN, 2011 yılında yaşanan ekonomik kriz sonrasında işsiz kalan, evini, eşyalarını kaybeden, yüzlerce insandan biri. Bir evi yok ama içine sığdığı karavanı var, yollara düşer. İnsanlarla yollarda karşılaşır, yollarda sohbet eder, molalarla dostluk kurar, zamanı gelince yine yollara düşer, bir gün tekrar karşılaşmak umuduyla... Amerikalı Gazeteci Jessica Bruder'in, "Nomadland: Surviving Amerika in the Twenty- First Century" (21 Yüzyılda Amerika'da  H ayatta Kalmak) kitabını aynı isimle sinemaya uyarlayan Chole Zhao. 107 dakikalık filmin kurgusunu da yapmış. Şimdi bu genç kadına Bafta'yı, Altın Ayı'yı, Oscar'ı vermesinler de ne yapsınlar! Hakkıdır, başka büyük ödüller varsa onları da alsın. 2010 yılında, Sofia Coppola'dan sonra Venedik Film Festivalinde Altın Ayı ödülünü alan 2.kadın yönetmen. Haberlerde adının yanına "Çinli Kadın Y...

"Bir insan seçilemeyeceğini bile bile niye aday olur?"

Resim
                                                                             N A S İ P S E  A D A Y I Z   " Aday adaylarımızdan, kıymetlimizzz Kemal Günerrrrr" anonsunu duyduğu an, a z tedirgin, çok güvenli, epey pişman, kırık dökük sahneye çıkar Dr. Kemal Güner Bey. Masalara dağıtılmış naylon tabaklardaki bayat kurabiyeleri, limonataya benzeyen, özünde oralet olan içecekle yutmaya çalışan ahali onu dinliyormuş gibi yapar, Kemal Bey de konuşuyormuş gibi yapar. Nice adaylıkların açıklanıp unutulduğu düğün salonunda her şey mış gibi yapılır, adaylık açıklanır, aday adayı olan o an kendini seçilmiş hisseder. Bütün prodüksiyon bu yanılsama uğruna heba olur! Masa altında cilalanan kadehler mideye inerken gözler kayar, ortalık buğulanır, bıyıklılar masada ilk gözüne kestirdiği kadı...

" Erkek fikrini söylediğinde "bir erkek" oluyor, kadın fikrini söylediğinde "kahpe" oluyor! " Bette Davis

Resim
 BLOG NEREDEN ÇIKTI? Sadece fikrimi söylemek için blog açtım.  Pandemide zaman geçmek bilmiyordu, yapacak işler giderek azalmıştı, bu sene bahçe kazacak, çapa yapacak, domates biber ekecek gücü bulamamıştım, odaklanma sorunu yaşadığım için az kitap okuyordum, tiyatro hayatımdan çıkmıştı, o zaman ne yapacaktım ben? Ben de yazarım,  e durduğun hata, başla o zaman komutuyla kendi kendimi motive ettim ve yazmaya başladım. Yazdıklarımı başkaları da okumalı mı, tabii ki okumalı, niçin okumasın? Ne yazmalıydım, bir süre buna cevap aradım. Sanat sepet işleri benden sorulurdu, işsiz güçsüz oturuyordum, dizi, film, oyun seyrediyordum, az da olsa kitap okuyordum, okuduklarımı, izlediklerimi eşle dostla paylaşıyordum, sosyal medya hesaplarımda tanıtıyordum. Bir sayfam olsa, orada paylaşsam fikirlerimi. Fena fikir değil, hem kalıcı, senden sonra da bakılır, kim olduğun hatırlanır. Derken konu buralara geldi, ortaya bu blog çıktı. Dahiyane bir fikir değildi belki ama işe yarar gözüküyo...